Tarihi & Mimari — Edirne


Tunca Sarayı, Hünkar Bahçesi Sarayı, Edirne Saray-ı Hümayunu gibi isimlerle de anılan Edirne Sarayı (Sarây-ı Cedîd-i Âmire); Edirne'nin Yeniimaret Mahallesi'nde Sarayiçi olarak adlandırılan bölgesinde, II. Murad'ın saltanatının son zamanlarında 1450 yılında Tunca Nehri'nin iki yakasında inşa edilmeye başlanmış ve esas karakterini II. Mehmed döneminde kazanmıştır. İstanbul'daki Topkapı Sarayı'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun en büyük ikinci sarayıdır. Büyük meydanlar etrafında konumlanan değişik işlevli yapılarıyla Türk saray mimarisinin genel karakterini de yansıtan Edirne birçok yapıyı bünyesinde barındırmış ve oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Edirne Sarayı (Sarây-ı Cedîd-i Âmire)'nin restorasyon ve ihyası için Edirne Sarayı Cumhurbaşkanlığı kararı ile Milli Saraylar Başkanlığına tahsis edilmiştir. Milli Saraylar Başkanlığınca Edirne Sarayı'nın ihyası için planlanan 5 yıllık master plan çerçevesinde kazı, ikmal, inşa, teşhir, tanzim ve çevre düzenleme çalışmaları devam etmektedir.
Edirne Saray'ının bulunduğu yerinin tercih edilmesi Sultan I. Murad zamanına kadar dayanmaktadır. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, burası eskiden Edirne kralının av yeriydi. Fetihten sonra Sultan I. Murad'ın halktan uzakta ibadette bulunmak ve dinlenmek amacıyla bu yere geldiği, bu amaçla da tekke ve köşk inşa ettirdiği anlaşılmaktadır. Daha sonra Sultan II. Murad'ın Tunca nehri kıyısında 1450 yılında 152 bir köşk inşa ettirdiği, Fatih Sultan Mehmed zamanında ise babasının köşkünü de içine alacak şekilde bir saray kompleksinin bu mevkide bir bütün halinde planlanarak yapımını gerçekleştirildiği bilinmektedir. Edirne'nin kuzeyinden akan, Evliya Çelebi'nin tabiri ile ab-ı hayat gibi tatlı olan Tunca nehri, cennet bahçesine benzeyen Hünkar Bahçesi'nin etrafını dolaşıp bu bahçeyi ihya eder. Tunca nehrinin etrafını kuşatmasıyla bir ada halini alan, koruluk halindeki verimli ve geniş topraklar, değişik cinste ağaçların, kuş ve canlıların yaşadığı bir bahçe halini alır. Sarayiçi ve Tavuk Ormanı isimleri ile bilinen ve Tunca nehrinin ikiye ayrılması ile oluşan alan Edirne Yeni Sarayı'nın sahasını belirler. Türk saray mimarisinin yaşam ve tasarım özelliklerinin devam ettiği Edirne Yeni Sarayı'nda, çevresinin Tunca nehri ile çevrili olması dolayısıyla savunma amaçlı sur duvarı yapma ihtiyacı duyulmamış, sarayın etrafı üç metre civarında sade bir sur duvarı ile çevrilmişti. Türk saray mimarisi geleneğinin geniş bir alan üzerinde ve uzun bir zaman diliminde (1450-1878) yaşatılmış örneği olan Edirne Yeni Sarayı, İstanbul Topkapı Sarayı gibi büyük kapılardan girilen, geniş avlular etrafında sıralanmış kasırlar, köşkler, daireler ve hizmet birimlerinden oluşan bir yapılar topluluğu olmuştur. Tunca nehri kıyılarında, Sultan ll. Murad'ın bir köşk yaptırması ile başlayan, oğlu Fatih Sultan Mehmed'in planlı ve bir bütün halinde tasarlayarak yaptırdığı yapılar ile teşkilatlı bir sultan sarayı halini alan Edirne Yeni Sarayı, özellikle Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan IV. Mehmed dönemlerinde en parlak zamanını yaşamıştır. Batılı tarzda inşa edilen saray binalarının yapılmasına kadar, tekrarlana gelen bir mimari kuruluş ile her hükümdar döneminde kimi yapıların yenilenmesi, ihtiyaca göre bölümlerin eklenmesi şeklinde saray sürekli genişlemiştir. Edirne Yeni Sarayı'nın inşası Beşir Çelebi Risalesi'nden anlaşılacağı üzere Fatih Sultan Mehmed tarafından düşünülmüş bir bütün halinde yaptırılmıştır. Fatih Sultan Mehmed İstanbul'un fethinden sonra Edirne'de kalmaya devam etmiş, oğulları Bayezid ve Mustafa'yı 1455 yılında burada sünnet ettirmiştir. Bu sayede Edirne Yeni Sarayı, Fatih Sultan Mehmed döneminde daha da genişlemiş ve gelişmiştir. Fatih Sultan Mehmed döneminde Edirne Yeni Sarayı'nın Cihannüma Kasrı (Taht-ı Hümayun) ana yapısını oluşturmaktadır. Bu dönemde Bab-ı Hümayun, Alay Meydanı, Sancak-ı Şerif Dairesi, (valilik) Arz Odası, Kum Kasrı, Harem-i hümayunun bir kısmını, kütüphane-i hümayun, mutfak ve saire yaptırmıştır, ayrıca Hasbahçe'ye de çok sayıda ağaç diktirmiştir. Fatih Sultan Mehmed tarafından Hasbahçe ile asıl saray alanı arasında kalan Tunca nehrinin üzerine kendi adıyla bilinen bir köprü de yaptırmış, nehrin yatağına da büyük mermer levhalar döşetmiştir. İstanbul'un fethinden üç sene sonra Edirne'de, Üç Şerefeli Cami yakınında çıkan (1457) büyük bir yangın sonucu şehir tamamen harap olmuş ve Edirne Yeni Sarayı da zarar görmüş, Fatih Sultan Mehmed'in emriyle şehir yeniden imar edilirken saray da yeniden inşa edilmiştir. Kuruluşundan II. Rus istilasına kadar varlığını sürdüren saray yapılan, enderun teşkilatı genişledikçe ve ihtiyaca göre birçok ilavelerle her devir Osmanlı sivil mimarisinin temsil edildiği bir yapı kompleksi olmuştur. Asıl olarak bu durum, diğer Türk saraylarında da görülen gelenek halini almış bir özelliktir. Sultan ll. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman sık sık İstanbul'dan Edirne'ye gelir, Edirne Yeni Sarayı'nda kalırlardı. Saray, Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan II. Selim zamanında daha da
Saray'ın günümüze ulaşan yapıların bazıları: Cihannüma Kasrı, kitabesine göre, H. 855- 56/ 1451- 1452 yılında Sultan II. Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Bugünkü adıyla anılmadan önce, Hane-i Hassa, Kasr-ı Padişahi, Taht-ı Hümayun Kasrı, Kasr-ı Ali ya da Hasoda Köşkü olarak adlandırılan bu kasrın, Fatih zamanında Taht-ı Hümayun Dairesi'ni, Hasoda'yı ve Kütüphane'yi içerdiği, Yavuz Sultan Selim zamanında ise Sancak-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif Şeyhi Odaları'yla genişletildiği biliniyor. Kasır hakkında bilgi veren kaynak ve yayınlarda yapının, II. Ahmed döneminde, 1104/ 1692 yılında onarıldığı ve bazı değişikliklere uğradığı belirtilmektedir. Daha geç tarihli keşif ve onarım belgeleri, yapının 19. yüzyılın başlarına kadar onarılmaya devam edildiğini ve bazı eklentilerle genişletildiğini ortaya koymaktadır. Kasrı gösteren en eski resim, bilebildiğimiz kadarıyla, Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire)’nı 15 Mayıs 1741’de ziyaret eden Baron Gudenus’un gezi notlarının ekinde yer almaktadır. Bu resimde kulenin ön cephesinin önünde üç merdiven kanadıyla çıkılan ve ahşap payandalara bindirilmiş geniş bir saçağın örttüğü bir sahanlık yer almaktadır. Bu betimlemede, saçaklığı taşıyan ahşap direklik bina yan kanatlarının üç katı yüksekliğindedir ve iki pencere sırası yüksekliğinde bir taban kısmının üzerine oturur. Saçaklığın gerisinde ise, kule cihannümasının kafesleri görünür. Bu binaya, avluyu kuşattığı anlaşılan tek katlı bir revak gelip dayanmaktadır. Ne var ki, resimdeki bu oranlar, Gudenus’un sunduğu kesitle tamtamına uyuşmamaktadır. Kesitte, saçağı taşıyan direklik tek kat yüksekliğindedir, buna karşılık saçaklığın çatı kısmı, -zemin kattan daha alçak olan- üçüncü ve dördüncü katların hizasındadır ve dördüncü kat penceresinin altında kesilmektedir. Baron Gudenus’un kasırla ilgili plan ve kesit resminin yanında “Edirne Sarayında bulunan kule ve onun çevresinde inşa edilmiş köşk” şeklinde bir açıklama yazısı vardır. Kasrın 19. yüzyıl başlarındaki görünümünü çok daha gerçekçi ayrıntı ve oranlarla veren daha sonraki bir tasvir ise, 1829 tarihli Sayger ve Desarnod albümündeki bir gravürdür. Bu gravürde, kulenin önündeki teras şeklindeki sahanlık ile onu örten yüksek saçaklık gösterilmemiştir. Buna karşılık, ön ve yan cephelere sonradan eklenmiş olması gereken, çıkıntı şeklinde ve daha alçak tali kanatlar dikkati çeker. : Bilindiği gibi, kasır, H. 1220/ 1805'ten başlayarak Topçubaşı Dairesi ve cephanelik olarak kullanılmış, H. 1245/ 1830 tarihinde Edirne'ye giren Rusların ordugahı haline getirilmiş, H. 1293/ 1876- 77 savaşında ise, Vali Cemil Paşa tarafından, içindeki cephaneyle birlikte havaya uçurulmuştur. Babüssaade (Ak Ağalar Kapısı), Matbah-ı Amire'nin kuzeydoğusunda, Alay Meydanı'na bakmakta ve Arz Odası, Ak Ağalar Hamamı, Ak Ağalar Hamamı ile Cihannüma Kasrı'nın da bulunduğu bir avluya geçişi sağlamaktadır. Matbah-ı Amire Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire)'ın mutfak yapısı olarak bilinen Matbah-ı Amire, Tunca Nehri'nin güneybatı kesiminde, Fatih Köprüsü'nün batı yanında yer almaktadır. II. Mehmed zamanında, 15. y.y. ortalarında inşa edildiği kabul edilen yapı; mimari özellikleri yanı sıra, inşa malzemesi ve tekniği ile de devrinin özelliklerini yansıtmaktadır. Doğu- batı yönünde uzanan dikdörtgen bir plana sahip olan Matbah-ı Amire, üç bölüm halinde düzenlenmiştir. Doğu- batı yönünde sıralanmış kare planlı ayaklara oturan sivri kemerlerle yapının batı bölümü, kendi içerisinde dört, doğu yanında kalan eş büyüklükteki iki bölüm ise, ikişer kare mekana bölünmüştür. Her bir mekanın üzeri, pandantiflerle geçilen birer kubbe ile örtülmüştür. Yapının iç mekanlarında tuğla ile yapılmış dört adet dikdörtgen kesitli birer ocak vardır. Bu ocakların devamı niteliğinde, örtüde düzgün kesme taş ile yapılmış bacaları vardır. İnşasında kaba yonu ve moloz taş ile tuğlanın kullanıldığı yapının kuzey ve güney cephesini boydan boya kat eden; zemini tuğla döşeli, üzeri ise olasılıkla ahşap direklere oturan bir sundurmayla örtülü bir revağın
Osmanlı Devleti'nin son yıllarında, ülkede bulunan taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının tespiti, ortaya çıkarılması, belgelenmesi, tasnifi, bakım ve onarımlarının yapılmasına yönelik başlatılan çok yönlü çalışmalar (uzman yetiştirilmesi amacıyla yurt içinde ve dışında eğitim imkânlarının sağlanması, arkeolojik kazı ve müzecilik çalışmalarının başlatılması, yayın ve tanıtım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, vb.) Edirne Sarayı'nda da karşılık bulmuş ve bu kapsamda ilk olarak Türk Tarih Kurumu'nun desteği ile Tahsin Öz, Fikret Yücel ve Adnan Peknan'dan oluşan bir heyet tarafından ilk araştırmalar yapılmıştır. 18 Ağustos-15 Eylül 1956 tarihleri arasında gerçekleştirilen bu çalışmalarda özellikle Cihannümâ Kasrı ve çevresinde temizlik ve kazılar yapılarak geçici koruma önlemleri alınmıştır. Bu çalışmaya ilişkin olarak hazırlanan raporun sonuç kısmında ise Edirne Sarayı'nın kalıntılarının korunması ve restorasyonlarının yapılması için bazı öneriler de sunulmuştur. Prof. Dr. Doğan Kuban'ın da İTÜ'nün desteği ile 1968-1972 yılları arasında Edirne Sarayı'nda (Sarây-ı Cedîd-i Âmire) kısa süreli bir araştırma kazısı yaptığı, ayrıca Cihannümâ Kasrı'nın korunmasına ve restorasyonuna yönelik görüş ve öneriler ortaya koyduğu bilinmektedir. Uzun yıllar kaderine terk edilen Edirne Sarayı'nda (Sarây-ı Cedîd-i Âmire), 1999 yılına kadar kazı, araştırma ve koruma bağlamında gerçekleştirilen herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. 1999 yılında Edirne Sarayı Koruma ve Geliştirme Vakfı kurulmuş ve bu vakfın öncülüğünde bilimsel bir toplantı gerçekleştirilerek Edirne Sarayı'nın yeniden ihya edilmesine yönelik çalışmaların başlatılması için uzmanların görüşlerine başvurulmuş, sempozyumda sunulan bildiriler bir kitap hâlinde de yayımlanmıştır. Edirne Müze Müdürlüğünce 1999 yılında bilimsel danışmanların eşliğinde başlatılan Edirne Sarayı kazıları, kesintilerle 2007 yılına kadar devam ettirilmiştir. İki yıllık aradan sonra, 2009-2022 yılları arasında kesintilerle de olsa Edirne Sarayı'nda arkeolojik kazı, konservasyon, restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte, yukarıda da ifade edildiği gibi, saray yapılarından Bâbüssaâde (Akağalar Kapısı), Matbah-ı Âmire (Saray Mutfağı) ve Adalet Kasrı'nın restorasyonları tamamlanmıştır. Bakanlar Kurulunun izniyle 2009-2016 yılları arasında Prof. Dr. Mustafa Özer başkanlığındaki bir ekip tarafından Edirne Sarayı'nda (Sarây-ı Cedîd-i Âmire) gerçekleştirilen, arkeolojik kazı, konservasyon ve restorasyon çalışmaları sürecinde sarayın yayılma alanı belirlenmiş, haritacılık çalışmaları kapsamında vaziyet planı haritası hazırlanmış, mevcut yapıların rölöve ve fotoğraflarla belgelenmesi tamamlanmış; Matbah-ı Âmire, Bâbüsaâde, Aşçılar Hamamı, Namazgâhlı Çeşme, Su Maksemi ve çevresinde kazı ve temizlik çalışmaları yapılmış; Matbah-ı Âmire'nin restorasyonu ve mutfak müzesine dönüştürülmesi çalışmaları gerçekleştirilmiş, Cihannümâ ve Adalet kasırlarının rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlatılmış, saray alanının çevre düzenleme çalışmalarına başlanmış; kazılar sırasında ele geçirilen taşınır kültür varlıklarının temizliği, tasnifi, envanterleri yapılmış; arşiv, kütüphane ve yayın çalışmaları kapsamında saray ile ilgili, başta Osmanlı ve Topkapı Sarayı arşivleri olmak üzere, yurt içi ve yurt dışındaki bilgi ve belgelerin temini yoluna gidilerek kazı ve restorasyon uygulamalarında yararlanılması için çalışmalar başlatılmıştır. Ayrıca, Edirne Sarayı'nın kamuoyunda ve bilim dünyasında bilinirliğini arttırmaya yönelik olarak Türkçe ve yabancı dilde yayınlar hazırlanmıştır. 2017 yılından itibaren yine Edirne Müze Müdürlüğü tarafından ve daha sonra Doç. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu başkanlığında bir ekip ile yürütülen Edirne Sarayı kazıları, 2022 yılına kadar devam etmiştir Görülmektedir ki Edirne Sarayı'nda yürütülen kazı, araştırma, koruma ve onarım çalışmalarında da bir süreklilik söz konusu olamamıştır. Süreklilik arz eden, Edirne Sarayı'nın makûs talihi olmuştur. Bununla birlikte, ön
Edirne Sarayı — маршрут (Google Карты)
Edirne Sarayı, Edirne sınırlarında yer alan bir gezi noktasıdır. Sayfadaki haritadan kesin konumu görebilir ve yol tarifi alabilirsiniz.
Evet. Edirne Sarayı çevresinde 50 km içinde 4 kamp alanı bulunuyor. En yakını Musabeyli Mesire Alanı, yaklaşık 9 km mesafede.
Musabeyli Mesire Alanı, Edirne Sarayı'na yaklaşık 9 km uzaklıkta. Sayfadaki 'Yakındaki kamp alanları' bölümünden diğer seçenekleri görebilirsiniz.
Sayfadaki 'Yol Tarifi Al' düğmesi bulunduğunuz konumdan Edirne Sarayı'na Google Haritalar üzerinden rota açar.
Gezilecek Yerler · Справочник кемпингов Турции
Ansiklopedik metin Vikipedi kaynaklıdır (CC BY-SA 4.0). Fotoğraflar Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0, No restrictions). Yakındaki kamp alanları ve mesafeler Kampline verisidir.